Masalları yırtan iki özgürlükçü kadın: Leyla ve Şîrîn

HABER MERKEZİ – Güney Kürdistan’da doğumuyla masalını yırtan Leyla Qasım ve Doğu Kürdistan’da özgürlüğü giyinen Şirin Elemhûli… Masallardan çıkan isimlerini direnişiyle yırtan iki kadın, dört parça toprakta masal yazgısıyla de değil, özgürlük mücadeleleri ile efsaneleşti.

Leyla Qasım, 1952 yılında Xaneqin’de Dalaho Qasim ve Kani’nin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Gece yarısı dünyaya geldiğinden dolayı babası Arapça ‘gece’ anlamına Leyla ismini koydu. Çiftçi olan Dalaho Qasım ve Kani’nin 4 erkek çocuğu Sebih, Selam, Sefa ve Selah tek kız çocuğuydu. Leyla 4 yaşında iken ailesi Erbil’e taşındı ve yoksulluk içinde yaşamaya başladılar. Gençlik yıllarında Kürt mücadelesine ilgi duymaya başladı. Ailesi orta öğretiminden sonra 1958 yılında Bağdat’a göç etti. Leyla ve ailesi Kürdistan’daki gelişmeleri çok yakından takip ediyordu. Leyla çok genç yaşta sömürgeci Baas rejiminin esaretinden kurtulmak amacıyla bağımsız Kürdistan için çalışmaya karar verdi ve ideallerini gerçekleştirmek amacıyla yola koyuldu. Baas rejiminin Xaneqin’i Araplaştırma politikaları yüzünden ailesiyle birlikte Bağdat’a taşınan Leyla Qasim, sosyoloji bölümünü kazandı. Gençlik hareketinin içinde yer alan Leyla ve arkadaşları, Kürt özgürlük mücadelesini Irak’ın başkenti Bağdat’a taşımışlardı. Bu yüzden de Saddam rejiminin hedefi haline geldiler.

Kürt halkının sesini duyurmak için uçak kaçırdı

Bağdat’ta lise öğrenimini tamamlayan Leyla, 20 yaşındayken Kürdistan Öğrenciler Birliği (YXK) ile tanıştı ve onlara destek verdi. Leyla bu dönemde peşmergelere katılma kararını verdi. Leyla peşmergelere katıldığı zaman Kürtler, özellikle Güney’de hassas bir dönemden geçiyordu. 1974’ün baharında Baas rejimi Kürtlere karşı savaş açtı. Kürt ailelerini Bağdat’tan çıkardı. Irak rejimi Qeladize kentini bombaladı. Bombalama sonucunda birçok sivil yaşamını yitirmişti. Bu dönemde Leyla Qasım’a Kürt halkının sesini dünyaya duyurmak amacıyla bir uçak kaçırma görevi verildi. Uçak kaçırma eyleminde Leyla, 4 arkadaşıyla birlikte 24 Nisan 1974’te yakalandı. Hapishanedeyken işkence ve insanlık dışı uygulamalara tabi tutuldu. Ama o asla halkına ihanet etmedi, Kürt özgürlük hareketine daima sadık kaldı. Saddam’ın emriyle Leyla ve 4 arkadaşı 13 Mayıs 1974 tarihinde idam edildi.

‘Bizim ölümümüzle binlerce Kürt uyanacak’

Bir kaç gün sonra ise ailesine Leyla’nın idam edileceği haberi verildi. Ferah adında bir Kürt tutukluyu görme gerekçesiyle Ebu Greyb’e giden annesi, Leyla ile görüşme fırsatı yakaladı. İdam edilmeden önce annesiyle kısa bir görüşme fırsatı bulan Leyla, annesine şu sözleri söyledi: “Güzel annem; tasalanma, ben bir dava insanıyım artık. Kürt halkı ve Kürdistan için savaşıyorum. Dün Saddam ve beraberinde bir grup buraya geldi. Beni kandıracağını, ilkelerimden taviz vereceğimi zannediyordu. Hatta mücadeleden vazgeçmem için maddi tekliflerde bulundu. İstediğim okullarda öğretmenlik yapabileceğim vaadinde bulundu. Fakat ben bunları kabul edemeyecek kadar onurlu olduğumu, halkımı satmayacağımı söyledim. Kendimi Kürt ve Kürdistan davasına adadığımı, bu mücadele uğrunda idamı onurla karşıladığımı söylemem üzerine çılgınlaşan koca Saddam’ın ne kadar zavallılaştığını gördüm. Anne bizim ölümümüzle binlerce Kürt insanı uyanacak, özgürlük bayrağımız dalgalanacak. Ben öldüğümde üzülmeyin, saç örgülerimden bayrak yapsınlar!”

‘Ölümümle binlerce Kürt uyanacak’

İdam sehpasına çıkarken henüz 22 yaşındaydı Leyla. Yargılama sırasında mahkeme hâkimine, “Beni öldürün fakat şu gerçeği de bilin ki benim öldürülmemle binlerce Kürt uyanacak. Ben Kürdistan’ın özgürlüğü yolunda canımı feda ettiğimden dolayı sevinç ve gurur duymaktayım” diyordu. İdam sehpasına giderken Ey Reqib’i okuyordu Leyla. Kısa süren yaşamında Kürt halkının özgürlüğü ve bağımsızlığı için mücadele etti. İdam sehpasında okuduğu marş dalga dalga Kürdistan dağlarında yankılanıyordu. Kürdistan mücadelesinde yaşamını yitiren ilk kadınlardan olan Leyla, aradan 42 yıl geçmesine rağmen genç kadınlar için bir sembol olmaya devam ediyor.

Yazgısını delen

Leyla Qasım’dan yaklaşık 40 yıl sonra 9 Mayıs 2010 yılında bu kez Doğu Kürdistan’da İran Rejiminin mollaları tarafından idam mahkum edilen başka bir Kürt özgürlük mücadelecisi kadın vardı: Şîrîn Elemhuli. 1984’te Doğu Kürdistanın Maku kentinde dünyaya gelen Şirin, Leyla Qasım gibi Kürt halkının ve kadınların direniş sembolü olmayı seçti. Şirin’in ömrü, dağları deldiren masallara inat ögürlük direnişiyle geçen efsaneye dönüştü. 2008 yılında İran Rejiminin pastarları tarafından Tahran’da tutuklanan Şîrîn, ilk 25 gün belli olmayan bir yerde her türlü işkenceye maruz kaldı.

2009’da Tahran şehrinin Devrim Mahkemesi’nin 15. bölümüne gönderilerek mahkemesi yapılan ve idam kararı verilen Şîrîn, Farzad Kemanger, Ferhad Wekili, Eli Hayderiyan ile birlikte daha cezası üst mahkemelerce onaylanmadan ve kendisine tecavüz edilerek 9 Mayıs 2010 yılında idam edildi. Şîrîn, Leyla Qasım’dan sonra idam edilen ikinci Kürt kadını oldu.

Yapılan işkenceyi mektubunda anlattı

Şîrîn, idamından 4 gün önce kaleme aldığı mektubunda, tutuklu bulunduğu 3 yıl boyunca yaşadıklarını anlattı. Kendisini savunacak bir avukata bile izin verilmediğini dile getiren Şîrîn, cezaevindeki yıllarını, ‘demir kapılar ardında, işkence ve eziyet altında geçti’ sözleriyle özetledi.

İşkence dolu günler yaşadığını mektubunda anlatan Şîrîn Elemhulî, mektubunda şunları kaydetti: “Askeri güçlerin elinde acı dolu günler geçirdim. Beni neden yakaladılar yada beni neden asacaklar? Sebep Kürt olmam mı? Ben bir Kürt olarak doğdum ve Kürt olduğum için bu kadar eziyet ve işkence gördüm. Böyle bir şey yaparsam, ben kendimi inkar etmiş olacağım. Benim dilim Kürtçe. Ben Kürtçe ile büyüdüm. Ancak kendi dilimle konuşmama, yazmama izin vermiyorlar. Benim üzerimde uyguladığınız işkence biçimleri gecelerimin kabusu, günlerimin acısı ve ızdırabı oldu. Sorgu sırasında maruz bıraktığınız darbelerden dolayı baş ağrısı çekiyorum, bazı günler baş ağrısından dolayı kendimden geçiyorum. Yanımda ve çevremde neler olduğunu anlayamıyorum ve saatlerce kendime gelemiyorum. Burnumdan kan akıyor. İşkence sonucu bana verdiğiniz bir başka hediye de, görme yetimi giderek kaybediyorum. Tedavi izni bile yok.”?